Türkiye ve Dünya'daki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?
SON DAKİKA

Berber Adnan'ın duası ve Hatamız

30 Mart 2019 Cumartesi 23:54
Doc. Dr. Erdal BAY

BERBER ADNAN’IN DUASI VE HATAMIZ

1996 yılında Erzurum’da Çaykara caddesinde kredi yurtlar kurumu vardı. On altı kişilik odaların olduğu bu yurtta küçük bir berber dükkânı olan Adnan abimiz (Erzurum ağzıyla Ednan) vardı. Adnan abi çok merhametli, fakir fukara babası bir adamdı. Benim gibi maddi durumu iyi olmayan üniversite öğrencilerinden zaman zaman para almazdı. En büyük eksikliklerinden birisi kim nasıl tarif ederse etsin yine kendi bildiği gibi tıraş etmesiydi. Erzurum’da üniversite öğrencilerinin çok sevdiği, hatta adını otobüs durağına verdikleri “Ufuk babamız” vardı. Ufuk Köşedar abim ile benim saçım Adnan abi yüzünden yıllarca kendine gelememişti.

Berber Adnan abi günlerden bir gün namaza başladı. Önceleri ibadetten uzak olan Adnan abinin nasıl namaz kıldığını, namazlarda nasıl dua ettiğini çok merak ediyorduk. Bir gün Adnan abi namazı kılıp geldiği sırada “Berber Adnan telefon” diye bir anons geldi. O tarihlerde cep telefonu kullanımı başlamadığı için telefon geldiğinde anons yapılıyordu. Berber Adnan abi telefonla görüşmesinden sonra hızla yurttan çıktı ve evine gitti. Kötü bir şeyler olduğu belliydi. Saatler sonra Adnan abimiz yurda dönmüştü. Çok sinirliydi. Artık namaz kılmayacağım diyordu. Ufuk abiyle “Abi ne oldu” diye sorduk. Gariban olan Adnan abi bir apartmanın giriş katında oturuyordu. Binanın karşısında yapılan inşaatta çalışan iş makinesi kayarak Adnan abinin evini çarpmış ve salon duvarını yıkmıştı.  Garip olan şey ise Adnan abinin o gün yaptığı duaydı. Adnan abinin en büyük hayali devlette kadrolu bir iş bulmaktı. O gün duasında “Allah’ım bana bir kapı aç.” diye dua etmişti.  Duasından sonra o gün evinin salonunda duvarın yıkılarak açılmasını görünce “Allah’ım aç dedim de böyle mi kapı aç dedim” diye isyanlardaydı. Demek ki duayı da tam etmek gerek diyerek uzun zaman bu olaya güldük.

Asıl meseleye geçecek olursak.

2005 yılında Erzurum’da asistanım. Maaşımla tüketici kredisi çekerek ikinci el mavi renkli bir araba almıştım. Arabamı çok seviyordum. Sürekli temizliyorum, yolda kullanırken çukura düştüğümde üzülüyorum. Arabamla aramda bir türlü animizm ilişkisi gelişmişti. Bir Cuma günü sabah bana bir telefon geldi. İçimden bir ses “Allah’ım bugün bir şey olsun da ben bu işe gitmeyim” dedi. Evden arabayla çıktım ve büyük bir kavşakta yeşil ışıkla birlikte geçmeye kalkınca çok büyük bir kaza geçirdim. Ağrı tarafından gelen bir araç çok yüksek süratte bana çarpmıştı. Ben ise hala direksiyona sarılmış hala arabamdan vazgeçemiyordum. Kaza anından sonra sürekli bu kazanın başıma neden geldiğini düşündüm. Birçok sebepten dolayı bu olay başıma gelmiş olabilirdi. Sonunda aradığım sorunun cevabını buldum.

“Benim” demek “Ben’im” demektir...

En büyük hatalarımdan biri de “ben buyum, ben bunu başardım, ben bunu yaptım” tarzındaki düşünce, tutum ve davranışlarımdı. Bu benim projem, bu benim evim…

Peygamber efendimizin (SAV) kapıda kendini tanıtma amacıyla bile “ben” denmesini çok hoş karşılamadığı anlatılır.

Benlik, insanı Allah katında değersizleştirirken, tevâzû gerçek kıymete kavuşturur.

Bir insan her şeyde benim diyorsa, kendi kişiliğini sürekli ön plana çıkarır.

Bu olaydan sonra kendime yeni bir araba aldım. Bu defa arabanın rengini siyah almıştım. Neden mi siyah?

Semah gösterisi için sahneye çıkan semazenlerin üzerinde siyah hırka bulunur.  Mezarı ve dünya malını temsil ettiği söylenir. Semazenin üstündeki beyaz kıyafete ise ” Tennure” denir. Kefeni simgeler. Başındaki sarık “Sikke” dir. Mezar taşını simgeler.
Şehrazat'ın dediği gibi, saltanat kisvesini kapıda bırakanlar dergahına derviş olabilmek için evvela "ben"den bedeni soymak icap eder. 

Ben de arabamın rengini siyah almıştım. Çünkü sahip olduğumuz hiçbir şey bize ait değildir. Dünyada hiçbir şeye bağlanmamak gerekir. Bu dünyada sahip olduğumuz hiçbir şey aslında bize ait değildir. Örneğin beni bugünlere getiren “zeka”.. elle tutulamayan görülemeyen bir özellik. Ama Allah isterse saliseler içerisinde bu özelliğimi elimden alır ve ben hiç olurum.

Sonuç olarak, hiçbir zaman “Benim diğer deyişle Ben’im” dememek daha doğrudur. Hayatın her alanında, özellikle siyasette “benim” dememek daha efdaldir.  

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (3)
Neşe
14:32
19 Nisan 2019 Cuma
Tek kelimeyle çok etkilendim.Hocam emeğinize , kaleminize sağlık...
193.140.137.102
Topçu MAVZER
14:52
31 Mart 2019 Pazar
Kalemine ve yüreğine sağlık kardeşim
46.155.23.192
Leyla
01:02
31 Mart 2019 Pazar
Okurken güldüm, düşündüm, sorguladım. Düzeltmem gereken birşeyler olduğunu, hatta çok şey olduğunu anladım. Gerçekten mizahla yazılmış aynı zamanda çok düşündürücü bir yazı hocam. Emeğinize sağlık.. Sizden hayatınızla ve bilgi birikimlerinizden öğreneceğimiz çok çok şey var..
81.214.70.8
Yazarın diğer makaleleri
  • Eğitimde zaman dilemması5 Eylül 2019 Perşembe 23:05
  • Pabucu dama atılmak22 Ağustos 2019 Perşembe 22:04
  • KURBAN EN SEVDİĞİN ŞEYDEN OLMALI!!!10 Ağustos 2019 Cumartesi 21:19
  • DİLEMMALARIMIZ ve YAŞADIKLARIMIZA İNANMAK30 Mayıs 2019 Perşembe 23:53
  • Teslimiyet ve Susmak5 Mayıs 2019 Pazar 11:49
  • SUSMAYANLAR26 Nisan 2019 Cuma 09:40
  • Berber Adnan'ın duası ve Hatamız30 Mart 2019 Cumartesi 23:54
  • Sanki yedim camisi14 Ocak 2019 Pazartesi 15:09
  • Hesaplaşmak yerine helalleşmek13 Temmuz 2018 Cuma 23:50
  • Yaşamak için ölmek Kazanmak için Kaybetmek12 Temmuz 2018 Perşembe 17:11
  • Pisagor’un rüyası: en büyük ilim…21 Mayıs 2018 Pazartesi 17:05
  • EĞİTİM SİSTEMİMİZ VERTİKAL Mİ? HORİZONTAL MI?3 Nisan 2017 Pazartesi 11:02
  • Blok Haber ©2009 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
    Oluşturma süresi(ms): -1